İlginçİlginç Cool!Cool! BayıldımBayıldım OMGOMG


Kürk Mantolu Madonnayı Dünyaya Kazandıran Sabahattin Ali ve Eserleri

Ülkemizde uzun zamandır popüler kitaplar listesinden düşmeyen ve hâlâ da çok okunmaya devam eden, tiyatro oyunlarına uyarlanan, hatta 2017 yılında “Madonna in a Fur Coat” adıyla İngiliz Penguin Books Yayınevi tarafından İngilizce’ye kazandırılan ve nihayetinde uluslararası çok satan klasikler arasında yerini alan “Kürk Mantolu Madonna”yı duymayanınız, bilmeyeniniz yoktur herhalde.

Peki, “Kürk Mantolu Madonna” dışında “Kuyucaklı Yusuf”, “İçimizdeki Şeytan” romanları ve “Değirmen”, “Sırça Köşk” gibi öykü kitaplarıyla farklı alanlarda da eserler veren ve kendini kanıtlayan Sabahattin Ali’nin çoğumuzun aşina olmadığı şair bir yönü olduğunu biliyor muydunuz?

“Hababam Sınıfı Tatilde” (1978) filmini televizyonlarda hepimiz izlemişizdir. Hani ekonomik nedenlerden Özel Çamlıca Lisesi’nin boşaltıldığı, öğrencilerin masaları, sıraları kapıp okul bahçesine yerleşerek, o soğukta öğretmenlerinin de gayretleriyle eğitim-öğretime devam etmeye çabaladığı sahneler… İşte o sahneleri hatırladığımızda kulaklarımıza kadar gelen, Edip Akbayram’ın sesiyle can verdiği bir şiir vardır:

“Başın öne eğilmesin,

Aldırma gönül aldırma;

Ağladığın duyulmasın,

Aldırma gönül, aldırma…

Dışarda deli dalgalar

Gelip duvarları yalar;

Seni bu sesler oyalar,

Aldırma gönül, aldırma…

Görmesen bile denizi,

Yukarıya çevir gözü:

Deniz dibidir gökyüzü;

Aldırma gönül, aldırma…”

“Hapishane Şarkısı -V” adıyla yazılan bu şiir ve daha pek çoklarını okuyabileceğiniz güzel bir kaynak mevcut.

“Dağlar ve Rüzgâr/ El Yazısıyla Şiirler” adıyla 2017 yılında ciltli baskı olarak Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan bu şiir derlemesinde, Sabahattin Ali’nin hem Arap hem Latin alfabesiyle yazdığı şiirler, bunlar üzerine açıklamalar, hangi duyguların ürünü oldukları ve kimlerin arşivinden alınarak basıldığı gibi detaylı bilgiler de mevcut.

Kendi deyişiyle hiçbir zaman şairlik iddiasında bulunmayan Sabahattin Ali’nin, geleneksel halk şiirlerinden esinlenerek, bir aşık ozan adeta Karacaoğlan gibi ince ince işlediği bu dizeler lirik, pastoral lezzetlerdedir. Kitabı okurken şairin her daim tabiatla iç içe olmak isteyişini, sürekli insanlar tarafından yanlış anlaşılmaktan yorulduğu için onlardan kaçınıp doğaya sığınma arzusunu büyük bir empatiyle hissediyorsunuz içinizde.

Sadece İstanbul’da değil, Sinop ve Konya hapishaneleri ile Aydın Cezaevi’ndeki günlerinde de yazılan şiirleri, yansıttığı bu duygu derinliğini iyice pekiştirmekte:

HAPİSHANE ŞARKISI -III

“Burda çiçekler açmıyor,

Kuşlar süzülüp uçmuyor,

Yıldızlar ışık saçmıyor,

Geçmiyor günler, geçmiyor.

Dışarda mevsim baharmış,

Gezip dolaşanlar varmış,

Günler su gibi akarmış…

Geçmiyor günler, geçmiyor.”

Ali’nin dışarıdaki doğayı, dereleri, bağları, hür yaşamayı nasıl özlediğini içimizde duyarken, bir an için kalbinizi demirden kerpetenler sıkıştırırmış gibi hissedebilirsiniz.

Şairin hüzünlü ve duyarlı tabiatına son bir kıta ile örnek verelim. Gerisini siz keşfedin.

İyi okumalar dilerim.

“Ne bir dost, ne bir sevgili,

Dünyadan uzak bir deli…

Beni sarar melânkoli:

Kafamın içersi ölür.”

Kaynak: Dağlar ve Rüzgâr – El Yazısıyla Şiirler (Yapı Kredi Yayınları, özel baskı, 2017) Şiir Kitabını Hazırlayan: Sevengül Sönmez.

 

Daha fazla edebiyat için buradan devam et – Tezer Özlü Kimdir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

gigi hadid eating burger

Fit Ünlülerin Beslenme Sırları!

turuncu-ic-tasarim

Yılın Favori Rengi Turuncuyu Dekorasyonunda Nasıl Kullanmalısın?