Cool!Cool! BayıldımBayıldım


Ödüllü Filmleriyle Kaçırılmaması Gereken 38. İstanbul Film Festivali

Bekledik ve bekledik. Biraz daha beklemenin ve kaliteli film seyretmenin tadını bilenleri şöyle alalım. Nisan’da bizi harika bir program bekliyor. 5-16 Nisan boyunca sürecek olan festivalin ödüllere doyamayan 20 tane filmine bir göz atalım.

Alice T.

2018 Locarno-En İyi Kadın Oyuncu(A. Guti)

Küçük bir çocukken evlat edinilen Alice’in sorunlarla örülü hayatına bir de hamile kalmanın ağır gerçekliği eklenir. Kendi bildiğini okuyan Alice için bu olağandışı durum yalnızca yeni bir huysuzluk malzemesiyken başta annesi olmak üzere tüm çevresiyle ilişkisi etkilenecektir. Festivalde en son Alt Kat filmini izlediğimiz, Romen Yeni Dalgası’nın önde gelen temsilcilerinden Radu Muntean yeni filminde evlat edinme, ergen hamileliği, kürtaj, ebeveyn-çocuk ilişkileri, koşulsuz sevgi gibi son derece çetrefilli konulara eğilirken önceki filmlerinden daha stilize, renk paleti canlı bir yapımla kendini yenilemekten çekinmediğini gösteriyor.

Başyapıtım / My Masterpiece

2018 Valladolid-İzleyici Ödülü

Kara mizahıyla aklımızı çelen Saygın Vatandaş filmini 2017’de festivalde izlediğimiz Gastón Duprat, yeni filminde edebiyat değil çağdaş sanat dünyasını, yine kara mizaha yaslanan bir gerilimle mercek altına yatırıyor. Filmin başkarakterleri, her türlü üçkâğıda hazır sanat simsarı Arturo ve en sevdiği, en çok takıştığı dostu, ressam Renzo. Renzo’nun dışavurumcu tarzı popülerliğini kaybedince Arturo riskli olduğu kadar akılalmaz bir planı devreye sokmaya karar veriyor. Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan Başyapıtım sürprizler, kazalar, art niyetler, komplolar, sınırları zorlanan arkadaşlıklar ve Buenos Aires sanat dünyasının ilginç karakterleriyle hem keyifli bir dostluk filmi hem de sivri bir güncel sanat eleştirisi.

Bir Gün / One Day

2018 Cannes-Fipresci Ödülü

2018 Kahire-En İyi Kadın Oyuncu

2018 Saraybosna-En İyi Kadın Oyuncu (Z.Szamosi)

Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Eleştirmenler Haftası bölümünde yapan bu gerçekçi film, tavizsiz huzursuzluğu, dinmeyen temposu ve keskin bir bakışla ebeveynliğin insanı kendisine yabancılaştıran etkisini perdeye taşıyor. İşi, sürekli ilgi bekleyen üç çocuğu ve eşiyle 30’lu yaşlarındaki Anna’nın evliliği git gide bir mecburiyetler yumağına dönüşmüştür. Ruhunu törpüleyen bu gürültülü ve tüketici rutin, kocasının onu en iyi arkadaşıyla aldattığını öğrenmesiyle kesintiye uğrar. Bir Gün, Beden ve Ruh filminde yönetmen Ildiko Enyedi’nin yardımcılığını yürüten Zsófia Szilágyi’nin ilk uzun metrajlı filmi.

Biz Çakallar / We The Coyotes

2018-Raindance-Keşif Ödülü

Fransız asıllı yönetmen ikili Hanna Ladoul ve Marco La Via’nın kendi deneyimlerine dayandırdıkları bu ilk filmleri, genç, naif, umut dolu ve âşık olmanın zorluklara karşı getirdiği dirence dair bir güzelleme. Hayallerinin peşinde Los Angeles’a taşınan 20’li yaşlarındaki genç çift Amanda ve Jake’in bu şehirdeki ilk günleri, sürprizler ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir deneyime dönüşür. Jake rolünde American Honey ve Patti Cake$’den tanıdığımız McCaul Lombardi’nin yer aldığı Biz Çakallar ilk kez Cannes Film Festivali’nin ACID bölümünde izleyiciyle buluştu.

Deniz Şeytanı / Kraben Rahu

2018 Venedik-En İyi Film-Ufuklar

2018 Kahire-En İyi Yönetmen

2018 Selanik-En İyi Yönetmen

2018 Zagreb-En İyi Film

Taylandlı bir balıkçı, Rohingya göçmenlerinin boğulduğu deniz kıyısındaki ormanda yaralı, baygın bir adam bulur. Tek kelime konuşmayan bu adamı evine götürüp iyileştiren balıkçı ona Thongchai ismini verir. Balıkçı bir gün denizden dönmeyince Thongchai yavaş yavaş onun hayatını, evini ve hatta eşini sahiplenir. İlk uzun metrajlı filminde müzikleri çok yönlü Fransız sanatçı Christine Ott ile Mathieu Gabry’ye teslim eden Tay yönetmen Phuttiphong Aroonpheng, yerinden edilmişlerin çaresizliğini, bedensiz kalan ruhların sesini hümanist bir duyarlılıkla perdeye taşıyor.

İsviçreli Chris / Chris The Swiss

2019 Trieste-En İyi Film, En İyi Belgesel

2018 Adelaide-Özel Mansiyon Ödülü

2018 Zürih-En İyi Film

İsviçreli sinemacı Anja Kofmel, belgeselle animasyonu birlikte kullanan ilk uzun metrajlı filminde Yugoslavya iç savaşında öldürülen savaş muhabiri kuzeninin şüpheli ölümünün ardındaki esrar perdesini aralamaya çalışıyor. İlk gösterimini Cannes’da Eleştirmenler Haftası bölümünde yapan İsviçreli Chris, anlatımını şiirsel bir bakışla çizilmiş, neredeyse gotik, siyah-beyaz, canlandırma sekanslarla vurguluyor. Kofmel, genç erkekleri uzak diyarlardaki savaşın çağrısına katılmayı yönelten sebepleri tarafsız bir güdüyle araştırırken ölüme giden bu gençlere dokunaklı bir ağıt da yakıyor.

On Dört / Fourteen

Mara ve Jo’nun arkadaşlıkları çocukluk yıllarına dayanıyor. Aslında birbirine hiç benzemeyen, hayatta farklı yönlere gitmiş bu iki genç kadının en iyi arkadaş olduğuna ilk bakışta inanmak çok zor. İkili arasındaki ilişkinin dinamiklerini kavramak için onları yavaş yavaş tanımak gerekiyor. Senarist ve yönetmen Dan Sallitt de filminde uzun yıllara yayılan bir süreçte, belki ilk bakışta önemsiz görünebilecek gündelik olaylar aracılığıyla Mara ve Jo’nun ortak noktalarını ve farklarını bize aktarıyor. Epeydir özlediğimiz eski usul Amerikan Bağımsız Sineması’nın tadını taşıyan On Dört, iki kadının zaman içerisinde uzaklaşıp yakınlaştığı arkadaşlığını, dozunda bir duygusallıkla ele alıyor.

Petra

2018 Cine Ceara-En İyi Film, En İyi Yönetmen

2019 Gaudi Ödülleri-En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (O.Pla)

İspanya’nın Haneke’si olarak övülen, Jaime Rosales, festivalde de gösterilen Güzel Gençlik’ten dört yıl sonra, sert, tavizsiz, şaşırtıcı bir aile trajedisiyle sinemaya geri dönüyor. Filme adını veren Petra, annesinin ölümünden sonra, hiç tanımadığı babasını bulur. Çok ünlü, güçlü ve acımasız bir sanatçı olan babası Jaume ve onun ailesiyle tanışan Petra, saf kötülük, korkunç sırlar ve şiddetle git gide kaçınılmaz sona ilerleyen bir Yunan trajedisinin ortasına düşecektir. Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü Bölümü’nde prömiyerini yapan Petra, çizgisel ilerlemeyen senaryosuyla kader ve umut arasında zalim bir yapboz gibi ilerliyor.

Dr. Garipaşk / Dr. Strangelove

1964 Bodil Ödülleri-En İyi Avrupa Filmi

1965 Bafta-En İyi Film,En İyi Sanat Yönetimi,En İyi Britanya Filmi, Birleşmiş Milletler Ödülü

1965 Hugo Ödülleri-En İyi Dramatik Yapım

Kubrick’in ne kadar stilize olsa da nispeten “natürel” bir tuvalden ufak ufak düşlerin, masalların, hatta deliliğin o tuhaf diyarına geçiş noktasını oluşturan Soğuk Savaş dönemi kara komedisi... Paranoyak bir ABD Hava Kuvvetleri generalinin Sovyetler Birliği’ne nükleer saldırı niyetiyle start alan bu amansız politik hiciv, senaryosundan oyuncu performanslarına kadar nüfuz eden absürtlük ve çılgınlık hissini, siyah-beyaz sinemasal dünyasının kalbini oluşturan aşırı gerçekçi dekorlarla dengeliyor. Peter George’un Red Alertromanının epey serbest bir uyarlaması olan bu “kâbus komedisi”nde (yönetmenin kendi tanımı) Kubrick rejisörlük ve senaristliğinin yanı sıra, sözde belgesel sahnelerde bir kez daha kamerayı eline alıyor.

Gerçek Aşk / C’est Ça L’amour

2018 Venedik Günleri-Yönetmen Ödülü

2018 Les Arcs-En İyi Erkek Oyuncu (B. Lanners), En İyi Kurmaca, Sinemanın Kadınları Ödülü, Basın Ödülü

Gücünü kırılgan aile dinamiklerinin duygusal dengesini çok iyi yansıtan incelikli performanslarından alan Gerçek Aşk, aile krizinin ortasındaki sevgi bağımlısı bir adamı merkezine alıyor. Eşi evi terk ettikten sonra Mario iki ergen kızıyla bir başına kalır. 14 yaşındaki Frida, annesinin gidişi için babasını suçlar. Ablası Niki ise yakında evden ayrılma planları kurmaktadır. Sevdiği herkesi bir bir kaybettiğini hisseden Mario, bir yandan da kendilerini bulmaları için onların gitmesine göz yumması gerektiğinin farkındadır. Bu sıcak film, alışılageldik düzenlerinin bozulmasıyla bocalayan bir aileyi duygusal ve tarafsız bir bakışla gözlemliyor.

Hasatçılar / Die Stropers

2018 Roma-En İyi İlk Film

Güney Afrika’nın Afrikaner beyaz azınlığının çoğunlukta olduğu, ülkenin tam ortasındaki Free State eyaletindeki bu çiftlikte zaman, gelenekler ve erkeklik, hiç değişmeden, olduğu gibi kalmıştır. 15 yaşındaki içine kapanık Janno’nun tek kaygısı, bağnaz ailesinin beklentilerini karşılamaktır. Ailesinin evlerini yetim sokak çocuğu Pieter’e açması Janno için hiç hazırlıklı olmadığı bir durum yaratacaktır. Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan Yunan asıllı Güney Afrikalı yönetmen Etienne Kallos’un bu ilk uzun metrajlı filmi, Kabil ile Habil’den esinlenirken ülkenin sancılı tarihine de gönderme yapan yalın ve etkileyici bir büyüme hikâyesi.

Hayal-Et / DreamAway

Bir yandan özgürlük bir yandan kolay kazanılan kazanç vaat eden Şarm El Şeyh, turizmin bir süredir terör tehdidi yüzünden dibe vurmasına rağmen, Mısırlı gençlerin uğrak yerlerinden biri olmaya devam ediyor. Hayal-et, bu hayaller kentindeki lüks bir otelde çalışan gençleri izliyor. Batı’nın ve oryantalizmin neredeyse tüm klişelerini bir araya getiren bu tatil kompleksinde çalışmak, bu gençleri bir hayali yaşadıkları yanılsamasına hapsediyor. Kurmaca ile belgesel arasında bir yerde duran sinemasal melez yapıtlarıyla yönetmenler Marouan Omara ve Johanna Domke, zekice kurguladıkları Hayal-et’de bu gençleri siyasal bir hassasiyet ve gözlere ziyafet bir büyülü gerçeklikle gözlemliyorlar.

Nefes / Aire

Oğlunun sağlığını düşünürken kendi sağlığını hiçe sayan bir anne ve dolambaçlı yolları geçit vermeyen bir metropol. İkinci uzun metrajlı filminde yönetmen Arturo Castro Godoy, kentin öte ucundaki okulunda yaralanan Asperger sendromlu oğluna ulaşmaya çalışan Lucia’yı izliyor. Yürek burkan, telaşlı bir yola çıkan Lucia, Buenos Aires’in parlak, Avrupai görünümünün hemen arkasında, dev süpermarketler, halk otobüsleri, yorucu bir bürokrasi ve protesto yürüyüşleri arasından geçerken çağdaş Arjantin’in alışılmadık bir portresini çiziyor. Çaresiz Lucia rolündeki ödüllü oyuncu Julieta Zylberberg’in nefes kesen performansı özellikle dikkat çekiyor.

Piazzolla: Köpekbalığı Yılları / Piazzolla, Los Anos Del Tiburon

Arjantinli bandoneon virtüözü ve besteci Astor Piazzolla, tango devrimini gerçekleştiren kişi olarak tanınıyor. “Yeni Tango” adını verdiği, caz ve klasik müzik etkileri taşıyan tango tarzı, bütün dünyada yaygınlaşmasına rağmen türün geleneksel formundan uzaklaştığı için özellikle kendi ülkesinde çok ters tepkilerle karşılaşmıştı. Bu belgesel, başta oğlu Daniel’in arşivinden özel görüntüler ve konser kayıtlarıyla bu müzik dehasının yalnızca ülkesinin müzik dünyasıyla değil ailesiyle de sallantılı ve çetrefil ilişkisinin içyüzüne canlı bir bakış atıyor. Piazzolla’nın kızı Diana’yla saatler uzunluğundaki sohbet kayıtları kendinden emin, inatçı ve tutkulu bir dâhinin nasıl bir baba olduğuna dair ipuçları da veriyor.

Sargasso Denizi Mucizesi / To Thavma Tis Thalassas Ton Sargasson

Şubat ayında Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde ilk gösterimini yapan ve “güneşin altında, Lynch-vari bir psikolojik dram” sözleriyle övülen Sargasso Denizi Mucizesi, gerilim filmiyle, İncil’e dair görsel göndermelerle dolu bir rüya dünyası arasında kendine yer buluyor. Yunanistan’ın batısında, yılanbalığı çiftliklerinin olduğu küçük bir kasabada iki yalnız, mutsuz kadın yaşamaktadır: kasabanın kaba, umutsuz emniyet müdürü Elisabeth ile bir şarkıcının suskun kız kardeşi Rita. Kasabada biri beklenmedik bir şekilde ölünce hem iki kadın yakınlaşır hem de birtakım sırlar açığa çıkar. Özellikle Elisabeth rolündeki Angeliki Papoulia’nın performansıyla övülen Syllas Tzoumerkas’ın üçüncü filmi, özgün görsel diliyle hem şaşırtıcı hem sarsıcı bir kasaba kâbusu.

Tel Aviv Alev Alev / Tel Aviv On Fire

2018 Venedik-En İyi Erkek Oyuncu-Ufuklar (K. Nashif)

2018 Hayfa-En İyi Film, En İyi Senaryo

2018 Saint Jean De Luz-Büyük Ödül

Bu bol ödüllü komedinin başkahramanı aslında 1960’larda geçen, Filistin yapımı pembe dizi “Tel Aviv Alev Alev”. Bu dizide stajyer senarist olarak çalışan Filistinli Selam, her gün İsrail kontrol noktalarından geçerek Kudüs’ten dizinin çekimlerinin yapıldığı Ramallah’taki stüdyolara gitmek zorundadır. Kontrol noktasında samimiyet kurduğu İsrailli Komutan Assi senaryo için müthiş fikirler vermeye başlayınca Selam dizide yükselir. Ancak tabii dizinin Arap yapımcılarıyla İsrailli Assi arasında kalması an meselesidir.

Amanda

2018 Tokyo-En İyi Film, En İyi Senaryo

Başrolünü festivale konuk gelen Stacy Martin’in Fransa’nın yükselen yıldızı Vicent Lacoste’la paylaştığı Amanda, ailede bir kaybın dengeleri nasıl değiştirdiğini son derece duygusal bir tonla ve Paris’i fon alarak anlatıyor. Filmin başkarakteri, hiçbir şeye bağlanmayı göze alamayan David, kız kardeşinin beklenmedik ölümüyle birlikte kendi acısını yüreğine gömerek yeğenine sahip çıkmak zorunda kalıyor. Screen dergisinin “Sempatik karakterleri ve duygusal finaliyle sakin, iyileştirici, son derece içten bir film” sözleriyle övdüğü Amanda, günümüz Fransız sinemasının genç yeteneklerinden Mikhaël Hers’in son filmi.

Banksy’yi Çalan Adam / L’uomo Che Rubo Banksy

Kendini olağanüstü bir gizemin ardında saklamayı başaran, yapıtları da her zaman tartışmaların odağında bulunan sokak sanatçısı Banksy, 2007’de Filistin’de siyasal içerikli bir dizi duvar resmi çizdi; bir İsrail askerinin eşeğin kimliğini kontrol ettiği duvar resmi de bunlar arasındaydı. Beytüllahimli bir taksi şoförü, kentin yaşlılarını gücendirip kızdıran bu resmi, duvarıyla beraber kesip eBay’de sattı. Anlatıcısı asi rock’çı Iggy Pop olan güncel belgesel, bu ilginç olayla başlıyor, kültür çatışması, sanat, çalıntı mal, karaborsa konularına değinirken koleksiyoncular, simsarlar, sokak sanatçılarından da görüşler alıyor; sokak sanatının yaratıcısının, sileninin, protestocusunun, satıcısının ve alıcısının haklarının tartışılmasıyla genişliyor.

Dağ / The Mountain

Yer yer Yorgos Lanthimos ve David Lynch’i anımsatan tarzı ve etkileyici görselliğiyle kimin deli kimin akıllı olduğuna dair düşündürücü sorular soran Dağ 50’li yılların Amerika’sında geçen bir hikâye anlatıyor. Filmin merkezinde lobotomi deneyleri yapan aile dostları Dr. Fiennes’in yanında fotoğrafçı olarak çalışmaya başlayan genç Andy var. Andy eksantrik doktorun hastalarıyla yakınlaştıkça hem bir kâbusa daldığını fark ediyor hem de kendi zihin sağlığından şüpheye düşüyor. Dünya prömiyerini Venedik Festivali’nde yapan bu alabildiğine huzursuz edici filmin çarpıcı oyuncu kadrosunda Ready Player One’ın yıldızı Tye Sheridan ile Dr. Fiennes rolündeki Jeff Goldblum’un yanı sıra kült oyuncu Denis Lavant da yer alıyor.

Bir Melek / Un Ange

Kariyerinde zor günler geçiren ünlü bisikletçi Thierry sorunlarından uzaklaşmak ve kafasını dağıtmak için gittiği Senegal’in başkenti Dakar’da bir gece güzeller güzeli Fae ile tanışır. Birbirlerinden derhal etkilenen bu iki yaralı ruh, otel odasında geçirdikleri bir gece boyunca birbirlerine yürekten bağlanır. Ama kaderin onlar için farklı bir planı vardır. Ex Drummer’dan tanıdığımız Belçikalı yönetmen Koen Mortier’in genç yaşta ölen bisikletçi Frank Vandenbroucke’un hayatının son günlerinden esinlendiği Bir Melek’te görüntü yönetmeni Nicholas Karakatsanis Senegal’i talihsiz âşıkların ruh halini yansıtan renklere boyarken elektronika ikilisi Soulsavers’ın müzikleri trajedinin altını çiziyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

ezgi-kamadan

popstil& Talks 3: Fashion Buyer – Ezgi Kamadan

10 Adımda Zihinsel Detoksla Düşüncelerini Değiştir