BayıldımBayıldım


Doğallığa Göz Kırpan Akım: Natüralizm

popstil-naturalizm

Yazarı ve eserlerini anlamanın kilit noktası taşıdığı edebi üslup, akım veya düşüncelerini etkileyen dönemlerdir diye düşünürüm hep. Diğer yazımda bahsettiğim natüralizm bu noktada devreye giriyor.

Fransa’da 1800’lü yılların sonunda realizme tepki olarak ortaya çıkmıştır aslında. Emile Zola’nın yanı sıra 18. yüzyıl aydınlanma düşüncesi filozoflarına baktığımızda Jean-Jacques Rouseeau’nun akımın önemli temsilcilerinden biri olduğu görülür. Edebiyattaki diğer örneklerine baktığımızda Amerikan doğalcılığının önde gelen isimlerinden John Steinback “The Grapes of Wrath” (Gazap Üzümleri) adlı romanında natüralist bakış açısıyla öne çıkıyor.

Akımı en iyi anlatan diğer bir eser Kate Chopin’in “The Awakening” (Uyanış) adlı romanıdır. Kitapta, sosyolojik baskıların kurbanı olan karakterler kusursuz bir natüralist anlayışla işleniyor.

Sanırım aralarında en aşina olduğumuz, klasiklerimizin vazgeçilmezi Jack London’ın da adını vermeden geçmek olmazdı. “To Build A Fire” (Ateş Yapmak), en güçlü olanın hayatta kalmasını gerektiren teoriler üzerinden bize doğallık kokan bir hikaye sunuyor.

Diğer yazımda paylaştığım kitap özetlerinden de anlaşılacağı gibi bu akımın felsefesinde  insanlığın yüksek doğasından çok gerçeğin çirkin yönünü göstermek amaçlanır. Bunu aynı zamanda gözlemci-deneyci boyutuna taşıyarak eser adeta kurmaca bir laboratuvar gibi kullanılır.

Okuduğum bir çok makalede natüralizm realizmin bir kolu olarak karşıma çıktı ve dönemsel olarak bakıldığında natüralist akımın realizmden sonra ortaya çıktığı görülüyor. Akımda etkin olan kişinin eylemlerinin veya inançlarının altında yatan nedenleri tanımlayarak bunu okuyucuya en net ifadelerle hissettirme amaçlanıyor. Okuduğunuz bütün natüralist romanlarda tanık olacağınız gibi gerçekler arasında herhangi bir seçim yapma inisiyatifi bırakılmıyor.

“Bizler toplumsal yaraların sebeplerini araştırıyoruz. Bundan dolayı çoğu zaman kokuşmuşlukları ele almak, insanın sefaletinin, çılgınlıklarının bulunduğu yerin dibine kadar inmek zorundayız.”

diyerek düşünce, kalıtım ve sosyal koşullar gibi belirli faktörlerin de insan hayatında kaçınılmaz belirleyiciler olduğunu bize anlatıyor Emile Zola.

Mutlaklık ve kesinliği temel alan bir üslupta edebiliği de katarak eserler oluşturabilmek büyük başarıdır diye düşünüyorum. Hatta mantığımıza uydurmaya çalıştığımız edebi bir gerçeklik diyebiliriz. Eserlerde yapılan ayrıntılı tasvirler de karakterlerin daha da benimsenmesine ve psikolojilerinin daha iyi anlaşılmasına olanak sağlıyor. Belki de kullanılan sokak dili ve argümanlar kimi zaman yazarı bize daha yakın hissettiriyor. Biraz olsun fark yaratabilmek umuduyla, doğal kalın 🙂

Sana Bilinçaltı Rengini Söylüyoruz!

Amerikan Müzik Ödülleri’nin En Şık İsimlerini Belirliyoruz!