BayıldımBayıldım


13 Kitapla Edebiyatın 2019’a Muhteşem Girişi

Güzel bir yıl güzel kitaplarla başlayıp devam etsin! Ufak bir araştırma yapıp beğeneceğinizi düşündüğüm bir liste hazırladım. Hepsi birbirinden okunası. Aman sahaflar boş kalmasın, keyifli okumalar.

“Cevaplanmayan veya cevaplanamayacak sorular her zaman sorulur. Küçücük yumurcaklar da anne ve babalarına cevaplayamayacakları ya da cevaplamak istemedikleri sorular sorarlar. Annemle karşılaşmasan ne olurdu? Oğlan olamaz mıydım? “Büyükbabam şimdi nerede? Biz yetişkinleri hayrete düşüren, şaşırıp kaldığımız sorular… İlginç bir sohbetin başlangıcı olacak sorular cevaplanmaz çoklukla, şakayla karışık geçiştirilir. Normal görünse de bir şans kaybıdır cevaplamamak. Bu sorular üzerinde “biz” yetişkinler düşünmek zorundayızdır yazara göre. Felsefeye sıçrama tahtasıdır onlar. Felsefenin yaşamımızın hangi sorularıyla uğraştığını somut yaşamdan canlı örneklerle sergiler Wolfram Eilenberger.”

“Zagreb’deki savaş bir paket sigara yüzünden başladı. Önceden de gerginlikler yaşanmış, başka kasabalarda huzursuzluklar olduğuna dair söylentiler üstü kapalı şekilde fısıldanmıştı ama patlama gibi açık bir şey olmamıştı. İki dağın arasına sıkışmış Zagreb, yazın cehenneme dönerdi. İnsanların çoğu da en sıcak ayları kıyıda geçirmek üzere şehri terk ederdi. Ailem, kendimi bildim bileli tatillerini vaftiz ebeveynimle güneydeki bir balıkçı köyünde geçirirdi ama Sırplar denize giden yolları kesmişti. En azından herkes öyle söylüyordu. Böylece hayatımda ilk kez yazı kıyıdan uzakta geçirdik. ”

“Bu kitapta hayranlık uyandırıcı bir eleştirel tutumla dinler tarihi mercek altına alınıyor; dini duygu ve düşüncelerin toplumsal kökenlerinin yanı sıra, din olgusunun siyasal iktidarlar tarafından nasıl değerlendirildiği de kitabın esas meselelerinden biri… Kralların, imparatorların, kraliçelerin, dini otoritelerin dinle kurdukları ilişkiler sözünü sakınmayan ama bilimsel temellere dayanan eleştirel bir bakışla yeniden tartışmaya açılıyor. Muazzam bir kaynak ve belgesel film lezzetinde bir anlatım eşliğinde.”

“Bu kitabımın adım koyarken çok düşündüm. Basit ve tek kelime olmalıydı, aynı zamanda da oldukça anlamlı… Bu dediklerimi karşılayan kaç tane kelime olabilir ki? Aslında her kelime anlamlıdır, sadece nasıl baktığınız önemlidir. İşte şair, kelimeye nasıl bakacağını bilen kişidir. Şair kelimenin aynası gibidi. Çünkü kelimeyi istediği gibi yansıtır. Okuyucu ise kendi açısına düşen ışığa göre bunları yorumlar. Ve umut… “Umut” bambaşka bir kelime olsa gerek. Duyunca insanın içini açan, nefes aldıran cinsten bir kelime umut. Hem derin anlamı, hem söylenişi, hem de insanların hayata tutunmalarını sağlayan belki de yegâne şey olarak çok güzel bir kelime. Bu kitabımdaki şiirlerin insanlara umut olmasını, onların yaşam mücadelelerine anlam katmasını istiyorum.”

“Sue ertesi sabah bir saatlik uykudan uyandıktan sonra Johnsy’nin kapalı perdeye dalmış olduğunu gördü. ‘Perdeyi aç, görmek istiyorum’ dedi Johnsy fısıltıyla. Yorgun Sue emre itaat etti. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen rüzgârdan sonra bir asma yaprağı hâlâ yerinde duruyordu. Asma ağacının son yaprağıydı. Sapına yakın tarafları hâlâ koyu yeşil kalmakla birlikte, testere ağzı gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürüyüşün sarı rengi gelmiş olan yaprak, yerden beş altı metre yükseklikteki bir dala cesurca asılmış duruyordu.”

“Sizde yoksa hayatı tersinden okuyanlardan mısınız? Şu boş dünyadan kurtulup âlemlere dalmak isteyenlerden mi? İşin özünü, sözün kısasını, insanın gerçek değerini, maddenin de ötesini görmek isteyenlerden mi? Elinizdeki ilk kitabım, zıpzıp balığından, gönüllerdeki bina şekillerine, deniz kumunun büyüklüğünden, hiçlikte gezen dervişin serüvenine, yedi cenazeden alınacak dersten, pislik dediğimiz şeyin sitemine kadar değişik hâlleri işler. Toplumsak sorunumuzu Sekoya ağacı ile dile getirir, kanser dantel adlı kısa hikaye ise belki hayata ve ötesine bakış açımızın nasıl olması gerektiğini gösterir. Benim gözümle gördüm âlemleri okuyarak bana eşlik etmek ister misiniz?”

“Yollar… Revan olduğumuz, ortasında kaldığımız, kendimizi unuttuğumuz, menzili şaşırdığımız, kaybolduğumuz yollar. Bazen seyyah bazen yolcu olduğumuz, sürüldüğümüz, kırıldığımız, acıyla, huzurla, kederle, hasretle, neşeyle çıktığımız yollar. Birol Tezcan üçüncü öykü kitabıyla bizi bir yolculuğa davet ediyor. Ayağına Taş Değmesin bir yol kitabı. Fakat sıradan bir yol kitabı değil. Yolun değiştirdiklerinin, yoldan çıkanların, yolu bulamayanların, yola dönüşenlerin öyküleri var bu sayfalarda. Birbirimizi daha yakından tanıyalım. Yol açık, hadi yola çıkalım.”

“Reklamlardan kaçış yok.” Reklamlar her yerde hazır ve nâzırlar. Bizi her an, her yerde uyarıyorlar. Hem cezbetmeye dönük, duyularımızı harekete geçirmeye dönük anlamda uyarıyorlar hem de “ikaz etmek” anlamında… Elinizdeki kitap, reklam söyleminin korkuları okşayarak konuşan bu tekinsiz yanını anlatıyor.”

“Dünün Dünyası Stefan Zweig’ın otobiyografisi: Zweig içinde doğup yetiştiği Habsburg İmparatorluğu’nun çöküşünü, Birinci Dünya Savaşı’na kadar her bakımdan coşku dolu olan Avrupa’yı, savaştan sonra Avrupa’nın bütün düzeninin altüst oluşunu, Hitler’in usul usul ama göz göre göre Avrupa’yı esir alışını, dostların birbirine düşman oluşunu içten, trajik, melankolik ve hasret dolu bir bakışla anlatıyor. Zweig, Avrupa’yı kültürel-sosyal hayat, ahlâki ortam, savaş ve siyaset üzerinden ele almakla kalmıyor çarpıcı Rusya seyahatine, Amerika ve Güney Amerika izlenimlerine de yer veriyor. Üstelik Rilke, Joyce, Rolland, Freud, Rodin, Gorki, Rathenau, Verhaeren gibi birçok arkadaşına dair ilginç bilgiler ve gözlemler de sunarak.”

“Kimsenin aç kalmadığı, fakirliğin yok olduğu, sınıf ayrımının ortadan kalktığı, insanların potansiyellerinin zirvelerine ulaşmak için tüm imkânlara sahip oldukları klasik bir komünist ütopya anlatısı Andromeda Nebulası. Zamanın bilimsel gelişmelerini sonuna kadar kullanmakla kalmayıp geleceğin toplumları hakkında çağdaşı bilimkurguların ötesinde şeyler söylemeyi de beceren, bunu yaparken macera dolu bir hikâye anlatmayı ihmal etmeyen bir kitap.”

“Duygu, etkileme ve etkilenme gücüdür. Dünyaya açıklığın bir ifadesi olan bu basit tanım, bir dünya soruya açılıyor. Etkilemek ve etkilenmek karşılaşmada olmaktır, karşılaşmada olmak ise maceraya çoktan atılmış olmak. Duygu, bir öznenin içselliğinde kapalı kalan bir hissediş olmak bir yana, dünyanın olaylarına dolaysız bir katılımı içerir. Duygu deneyimin yeğinlikleriyle ilgilidir. Peki ya politika? Politika, karşılaşma maceralarından başka ne olabilir? Karşılaşmalar, ilişki maceraları değilse nedir? İşte bu yüzden, duygudan bahsetmeye başladığımız anda, ilişkisel karşılaşmanın politik boyutu içinde buluyoruz kendimizi.”

“İsveç edebiyatının önemli isimlerinden Karin Boye’un yazdığı 1940 tarihli bir distopya. İdealist bilim adamı Leo Kall’ın gözünden anlatılan hikaye, totaliter bir dünya devletinin tasvirini sunuyor okuyucusuna. Kall, düşüncenin gizliliğini reddeden ve birey olarak insanın devlet organizmasında mutlu, sağlıklı bir hücreye dönüşmesini hedefleyen ilacı, Kallocain’i icat eder.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

bakımlı-dudaklar

WOW Dedirten Çekici Dudaklar!

retro-fashion

OMG, I’m So Retro!